Global piyasalarda son iki haftada yaşanan başdöndürücü gelişmeler, bir çok ekonomistin ve yatırımcının piyasalarla ilgili beklenti ve tahminlerini kısa vadede yanılttı.
Bunda en temel belirleyici etmenler arasında A.B.D.nden gelen işsizlikle ilgili olumlu veriler ile Avrupa Merkez Bankası başkanının uygulamaya koyduğu para poltikaları etkili oldu. Gerek A.B.D.den gelen veriler, gerekse Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghinin uyguladığı gevşek para politikası kısa vadede mali piyasalarda yukarı yönlü bir hareket başlattı.
Özellikle Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghinin önceki başkanı Tricheden farklı olarak piyasalara likidite sağlamak için önce Avrupa Merkez Bankası kaynaklarını devreye aldı. Bu kaynaklar yeterli gelmeyince özellikle riskli ülkelerin tahvillerinin değerini düşürmemek ve CDSleri daha fazla primlenmesini önlemek amacıyla, tahvil alım programının özel sektöre ait bankalar aracığı ile gerçekleştirdi.
Bu aktivitelere bir de uzun zamandır piyasalarda sıkıntıların ülke ekonomisine olan olumsuz etkilerini yavaş yavaş görüldüğü ve gerek bunun beraberinde getirdiği büyüme hedefini aşağı yönlü kırılmasını önlemek gerekse de A.B.D.le olan ticaret hacmini olası bir daralmayı karşı önceden tedbir almak üzere ABD Doların ın uluslararası piyasalarda ateşini düşümek amacıyla Altın alımına hız verdi. Çinin Altın almaya başladığı bundan yaklaşık 1 yıl önce yazdığımda veri bağlamında herhangi bir gösterge bulunmaz iken, bugün gelinen seviye itibariyle Altın borsalarından gelen ekonomik verilere göre Çinin 2011 yılında bir önceki yıla göre 2 kat fazla Altın aldığı görülmektedir.
Çinin uyguladığı bu alım programı Çin ekonomisinde iki açıdan kritik öneme sahiptir: Birincisi olası bir uluslararası finansal krize karşı Merkez Bankası rezervlerini korumak –ki bunda da Altın alım ölçeği bakımından toplam satın alım payı ciddi ölçektedir – ve rezervlerinin değerinin erimesini önlemek amacıyla Altın alımına hız vemiştir. İkinci husus ise olası bir uluslararası finansal kriz sonrasında A.B.D. ile ticaret dengesi olumsuz yönde etkilenmesi durumunda ülke ekonomisinde büyüme yavaşlamasını ve bundan doğacak işsizlik artmasını – ki nüfus bakımından değerlendirildiği taktirde olası bir işsizlik sorınu Avrupadan bile ciddi oranda etkiyecektir- önlemek amacıyla uluslararası piyasalarda Doların zayıflatmak için Altın almak zorunda kalmasıdır.
Böyle bir ekonomik tabloda cevaplanması gereken iki temel soru bulunmaktadır? Bunlardan birincisi yeni göreve gelen Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghinin uygulamaya koyduğu gevşek para politikası ve ABD Merkez Bankası FEDin uzun zamandır uyguladığı gevşek para politikaları, piyasaları toparlamada tek başına yeterli güce sahipmidir? İkincisi ise gelişen uluslararası denklemde ekonomi politikalarının önüne geçen özellikle Suriyedeki karışıklıkların oluşturduğu Orta Doğudaki yeni güç dengesinde, Kuzey Afrikada yeterince güç kaybeden Çinin ve beraberindeki Rusyanın Orta Doğudaki son etkinlik alanı olan Suriyeye olası bir uluslararası müdahalesine hangi derece müsaade edeceğidir ?
Bu iki sorunun da ana temel konusu piyasaları ayakta tutmak isteyen ülkelerin bu kapasitelerini nereye kadar sürdürebilecekleridir. Bu bağlamda mali piyasaları ayakta tutabilmenin temel yollarından olan piyasayı likit tutma çabalarının eninde sonunda bir son noktası mutlaka gelecektir. Bu bağlamda gerek Avrupa Merkez Bankasının gerekse ABD Merkez Bankasının uyguladığı para politikaları, maliye politikaları ile desteklenmediği sürece borç krizi çözüme kavuşamayacaktır.
Bu konuda özellikle Avrupada başlayan şirket iflasları – İspanyada Spainair, Danimarkada uluslararası deniz taşımacılığı yapan şirketlerde başlayan iflaslar, Hollanda Honda Civicin 1 Euroya ( tıpkı 2008 global krizinde yaşandığı gibi ) 1.500 kişi çalışanı bulunan fabrikasını kapatma kararı – reel ekonominin desteklenmediğini, kısa vadeli bahar havasının ardından çok sert bir satış fırtınasının geleceğinin en önemli göstergelerindendir. Fransada havayolları şirketlerinde başlayan grev süreci, Almanyada Aralık ayında sanayi üretimindeki düşüş de göz önünde bulundurulacak olursa, toparlanmanın çok da kolay olmayacağı aşikardır.
Piyasalarda yaşanan yalancı bahar havası içerisinde, özellikle bunda etkili olan A.B.D. verilerinin kısa vadeli konjöktürde oluşturduğu olumlu etki göz önünde bulundurulacak olursa, ABDnde gelecek en ufak bir olumsuz veri tüm ekonomi dünyasını ciddi ölçekte sarsacaktır. Özellikle önümüzdeki 3 haftalık süreçte ABDden gelecek olumsuz veriler sonrasında kısa vadeli denklemde ciddi satış süreci başlayacaktır.
Bu çerçevede piyasaları ayakta tutmaya çalışan Çin ve ABDden gelecek olumsuz veriler sonrasında, özellikle Altın cephesinde oluşan yüksek fiyat aralığı nedeniyle ( 1.745 $ ) Altın fiyatlarında oluşacak satış dalgası sonrası Dolar uluslararası piyasalarda yeniden güçlenmeye başlayacaktır. Özellikle Doların fiyat aralığı bakımından oldukça ucuzladığı 1.750 seviyesinden alım açısından uygun fiyat aralığı oluşmuş durumdadır. Türkiye borsasında bu bağlamda gelişecek 61.500 seviyesinden satışlar 56.500 seviyesine kadar sürecektir. Doların uluslararası piyasalarda güçleneceği önümüzde 3 haftalık süreç sonrasında piyasalarda Yunanistan konusunda oluşan belirsizliğin de etkisi ile EUR/USD paritesinde 1.3290 seviyesinde 1.2680 seviyelerine doğru çok sert bir satış süreci yaşanacak olup bu süreçte özellikle sanayicilerimizin kur cephesinde 1.850 aralığını önümüzdeki 2 aylık süreçte ortalama fiyat olarak alarak maliyetlendirme yapmalarında fayda bulunmaktadır.