Tuba Büyüküstün için ise söylenecek çok fazla söz yok.Gülümseyişini izledikçe Allah'ın büyüklüğünü daha iyi idrak etmemek mümkün değil... Ve Tuba Büyüküstün için hayran değerlendirmeleri: Kendisi gerçek anlamda güzel bir kadın.Ama güzelliği özel kılacak niteliklere sahip olmak O'nu özel kılıyor.Tuba Büyüküstün hayranlığı bu açıdan kelimelerle çok fazla ifade edilebilecek bişey değildir.Çünkü O sıradan bir ünlü değildir.O seksiliği ile ön plana çıkmamış,hatta ön plana çıkmak için çabası olmamış,özel hayatını ekranlara taşıyıp kalitesini bozmamış bir ünlüdür.Aslında istesede bunu başarabileceğinden emin olamayız.Kaliteli olmak kişilikle,yapı ile ilgili bişeydir.Ama bilinmeli ki illede ortalıkta görünmemek,ekranların,objektiflerin önüne kendini atmamak seksi olmamak ya da kendine güvensizlikten bağımsızdır.Çünkü içinde mecaz olmadan,basit bir ifade ile Tuba Büyüküstün;dünyanın en seksi kadınıdır.Ve bunu hayranları bilir fakat ön planda tutmaz.Kimse O'nu seksi kimliği ile ön plana çıkaramaz.O seksi kimliğini sadece hayatında ki özel erkeğe açacak kalitede bir kadındır. Tuba Büyüküstün ulaşılmazdır. O hayranının gözünde ütopyadır .Yüzünde ki her mimik beyinlere kazınmışdır,her hareketi bilinir hayranları tarafından ama O ulaşılmazdır.Ulaşılmasından korkulandır.Ulaşılma ihtimalinde ne yapacağını bilemez hayran ve ulaşmak istemez. Çünkü O hayatında koyduğu hedeftir. Ulaştığında nasıl yaşanır bilemez hayran olan. Tuba Büyüküstün içinde temiz duyguların olduğu bir sığınaktır. Kötü şeyleri beraber düşünülmesi mümkün olmayandır. O'nu düşünürken kötü düşünmek mümkün olmaz çünkü; Tuba Büyüküstün kadınlardan umudunu kesen güvensiz erkeklerin tekrar kadınlara güvenebilmesini sağlayan bir örnek, bir idoldür. Tuba Büyüküstün her yönüyle kalitedir. Bu kaliteyi sağlarken aslında özel bir çabası olmamaktadır. Sadece O'nun için özel olan şeyleri özelinde yaşandır. Sözlük yazarkarının birinin fakülte kantininde bağrışarak sevgilisi ile kavga ettiğini okuyan hayran,şaşıracaktır. Tuba Büyüküstün'e bağırıp çağırmayı yakıştırmaz hayranları. Çünkü Tuba Büyüküstün'ün sevgilisi olunduğunda O'nu bağırtacak hiçbirşey yapılmamalıdır. O bir prensestir ve O'nun bir dediği iki edilmemelidir.Hayrana göre Tuba Büyüküstün'ün sevgilisi bu mantıkla davranıyor olmalıdır. Aksini düşünmek hayranın ruhunu sıkar.. Hayran aslında Tuba Büyüküstün'e ulaşmaktan korkar.Anlatır Simyacı'da Paulo Coelho bir billiruye sahibinin hikayesi.Hayatında ki tek hayali hacca gitmek olan bir billuriye sahibi para kazanmaktan korkmaktadır. Çünkü para kazandığında hacca gitmek farz olacaktır O'nun için.Hacca gitmek en büyük hayaliyken neden hayaline ulaşmaktan korkar ? Anlatır simyacıya der ki ; "ya sonra ? Ben şu an her gece yatağıma yattığımda hacca gideceğim yolların hayalini kuruyorum. Mekke'ye girişimi ve Kabe'yi ilk göreceğim an'ı. Hacca gittikten sonra neyin hayalini kuracağım ? " Yine Nazım Hikmet Memleketimden İnsan Manzaraları'nda kısa bir hikaye anlatır: Hikayede 2 kardeş vardır biri öz biri üvey. Öz olan Ratip,üvey olan Yakup'tur. Bir gün üvey oğul öz olanı öldürür. Sebep ? Kimin umurunda. Öz olan Ratip mezarda , üvey kardeş yakup hapistedir. Hayatta tek başına kalan anne için artık tek bir amaç vardır. Öz oğlu Ratip'i öldüren Üvey oğlu Yakup'u hapishanede öldürtmek. Tam 7 yıl bunun için yaşar ve uğraşır.Bir gün haber gelir ve annenin 7 yıllık çabası sonuç vermiştir. Yakup öldürülmüştür.Bu habere sevinmesi beklenen anne, beklenenin aksine oturup zırıl zırıl ağlamaya başlar. Çünkü annenin yaşamak için bir sebepi kalmamıştır. Hayran işte böyle bir psikolojidedir. Ya Tuba Büyüküstün'e ulaşırsa. Billuriye sahibinin de dediği gibi neyin hayalini kuracaktır artık ? Buna Tuba Büyüküstün'le yaşayabilme ihtimalini düşündün mü diye soracak okuyucuya yanıtsa ; Tuba Büyüküstün'le yaşamak ancak ütopyadır, yanıtı verilir. Hayran Tuba Büyüküstün'ü O'nsuz sevmeyi bilir. Bilir ki sevmek illede dokunmak, hissetmek, yanında olmak değildir. Uzaktan da sevilebileceğini bilir, bilmesede öğrenir. Bu anlamda Tuba Büyüküstün'ün sevgilisinden ayrıldığı haberini hiç gocunmadan mansetten verir. 2 yıl birlikte olduklarını bile kıskanmadan yazar. Hayran için "sevilen"'in mutlu olması önemlidir. Hayran'ın korkuları vardır elbette. Tuba Büyüküstün'ün kendisini unutup yakaladığı şöhretle değişmesi en büyük korkusudur. Tuba Büyüküstün uzaktanda sevilebilir buna razıdır ama Tuba Büyüküstün'ün, Tuba Büyüküstün olduğunu unutması hayranı yıkacaktır. Tuba Büyüküstün bu anlamda hayranın, kadın idoludür. O'nu kaybettiğinde anlamsızlıkla başbaşa kalacaktır. Tarih 08.11.2008'de medya Tuba Büyüküstün'e hiç olmadığı kadar ilgi gösterir ve hakkında hemen hemen tüm ajanslar haber yaparlar. Sebebi bir internet sitesinin yaptığı araştırmadır. Bu araştırmaya göre Asi Dizisi'nin güzeli Tuba Büyüküstün sanal alemde tüm rakiplerine açık ara farkla ilgi görmüştür. Hayran bu haberleri üzülerek okur. O isterki Tuba Büyüküstün'ü sadece kendisi yazsın.Yine O ister ki Tuba Büyüküstün dillere düşmesin. Çünkü hayrana göre bu haberler itibar görmemelidir. Yıllardır Tuba Büyüküstün'ün kıymetini bilmeyen medya bundan sonrada bilmesin. Hem Tuba Büyüküstün'de çok meşhur olmasın. "Dünyanın En Özel Güzeli" olduğunu sadece hayran O'na söylesin. Ama elbette mümkün değildir bu. Hayran üzülse de yapacak bişey yoktur. Hayranın tek tesellisi Tuba Büyüküstün'ün kim olduğu ve bu kimlikle davranış biçimi olarak elbette bunlara rağbet etmeyeceği düşüncesi veya umududur. O'nu Çemberimde Gül Oya'da ki Zarife roluyle hayalleştiren hayran için Asi kişiliği altta kalmış bir kimliktir. Peki hayran ne zamandan beri hayrandır ? İlginçtir, Zarife 80'li yıllarda yaşayan bir masal perisi olmuştur hayranın gözünde. Zarife'yi hayal edemez aslında. Çünkü Zarife 25-30 yıl önce yaşamış bir peridir. Güzelliği için peri terimini kullanma sebebi daha yakışır bir kelime icat edilmemiş olmasındandır. Hayran sonrasın da Ihlamurlar Altında'da ki rolüyle aslında bu perinin gerçek olduğunu hissetmiştir. Evet Tuba Büyüküstün gerçektir. Yaşayan bir peridir. İstanbul'un Anadolu Yakası'nda oturan, Marmara Üniversitesi mezunu gerçek birisidir. O vardır. Hayran bunu Filiz karekterini gördüğünde idrak etmiş ve şaşırtıcı bişey belki ama şaşırmıştır. Hakkında biraz araştırma yapınca gerçekten de Tuba Büyüküstün ismiyle vücut bulmuş bir perinin varlığına iman etmiştir. Etmiştirde bir şeymi yapmıştır ? Aslında 2005 yılında ücretsiz bir alan üzerinde kendi çapında bir web sayfası yapmış ve oraya birşeyler karalamıştır. O sayfanın adresini sadece hayran bilir ve bir gün Tuba Büyüküstün sorarsa sadece O'na söyleyecektir. Yine düşündüren bir şey,hayran manyakmıdır ? Hani hollywood yıldızlarını takip eden psiko manyak hayran tiplemesi vardır. Bu hayranda öyle bişey midir ? Yok daha neler (: Bizim hayranımızın akıllı olduğu söylenemez elbette ama hollywood delisi kıvamında da değildir elbette. Hayranın çözümlemesi tek kelime ile, Tuba Büyüküstün'ün platonik aşığı (tek kelime yazıp ancak 4 kelimede nitelendirebildim )olmasıdır. Tuba Büyüküstün hayran için uzaktan seyrine daldığı gün doğumlarıdır. Ve doğan her gün hayran için küçükte olsa yaşama sevinci ve mutluluktur. Allah Tuba Büyüküstün'ü başımızdan eksik etmesin deyipte olayı elbette abartmayacağım. Olay yeterince abartılı zaten. ve saat 06:10 tarih 09.10.2008 iken gün doğmaktadır ve Tuba Büyüküstün bir yerlerde uyumaktadır,bunu bilmek dünyanın daha yaşanır bir dünya olmasını sağlamaktadır ...
Zaman denen şey,kavranması güç,bazen hoş bazende nefret bişey. Tanımını yapmak çok zor çünkü gerçekten göreceli denen olay zaman tanımlamasında kendine yerleşik bir yer bulabilir.En son kasım ayının 8'in de yazmışım buraya. 6 gün geçmiş ki aslında ben 6 yıl gibi algıladım. Ama bir yandan da yazdığım cümleleri düzelttiğim anlar aklımda, sanki daha az önce yazmışım gibi. Dün Asi Dizisi'ne ait bir forum sitesinde rastladım yazılan bu cümlelere. Bir hayranın beğenmiş koymus foruma belli. Ve mutlu oldum, demek ki okunmaya değer cümleler dedim kendi kendime.
Hayranın Tuba Büyüküstün için düşündüklerinin devamında... Bitmedimi gibi bir soru gelmez umarım Tuba Büyüküstün'den. Komik olur ve mütevazilik olur. Mütevaziliğin abartılmış hali olur. Hayrandan bahsediyorsak burda, bahsettiğimiz hayran herhangi bir aktrist veya sanatçıya değil, Tuba Büyüküstün'e hayrandır. Tuba Büyüküstün eğer Mevlana zamanında yaşasaydı bugün Mesnevi olmazdı eminim. Yine Tuba Büyüküstün'ü Marks tanısaydı ne marksizm olurdu ne de Das Kapital. Yazacakları tek şey Tuba Büyüküstün gülümserken yüzünün coğrafyasında gözlerinden saçılan sıcaklık ve hayat olacaktır. İddialı söylemler değil bunlar. Yazarken çok kez utanıyorum. Tuba Büyüküstün'ü sadece bu cümlelerlemi anlatabiyorsun diyorum kendi kednime. Af !!! Hayranın elinden ancak bu geliyor. Zaten Tuba Büyüküstün'ün özelliğide bu değil midir ? Hayal gücünde sınır tanımayan hayranın, hayal gücünü zorlaması. Hayran, Tuba Büyüküstün'ü düşünürken kendini aşmalıdır. Aksi takdirde hayal gücü çok geniş olsa bile Tuba Büyüküstün'ü yazmayı bir kenara bırakın, O'na yakın cümleler bile kurmaktan aciz kalacaktır. Az önce Tv kanallarının birinde Çemberimde Gül Oya'nın bir tekrar bölümüne rastladı hayran. Seyretti daha önce yine izlemiş olduğu dizinin bu bölümünü. Zarife'de ki ürkeklik, Zarife'de ki hayatı.
Tuba, Sen Gerçek misin ? Gerçekten soruyorum gerçek misin ? diye sordu hayran. Ve eğer Tuba Büyüküstün gerçekse, bu dünya neden bu kadar karamsar ? Neden kriz var ? Neden insanlar olumsuz düşünüyorlar ? Bu dünyada Tuba Büyüküstün ki ismin ne önemi var O varsa, bu dünyayı yaşamak, bu dünyada mutlu olmak için sayısız sebep var demektir aslında. İnsanlar bunu kavrayamıyorlar sanırım. Bunu idrak edebilen insan topluluğu çok daha mutlu yaşayabilecek aslında, kanımca,fikrimce, bence...
Hayran düşünmeye ve yazmaya devam edecektir ölmedikçe. Yazdıkları yazmayı istediklerinin yanında, okyanus içindeki bir damla suyun, tek molekülünde ki H2O nun, sadece tek Oksijen kısmı bile değildir...
 Ve ekranda bu fotoğraf, winamp arabeskimsi bir Ahmet Kaya parçası çalar,
" yağmur yağsın isterdim bu sabah merhaba soylu sevdam merhaba..."
Yağmur yakmaktadır İstanbul sabahına. Ben bir şeyden eminim, oda İstanbul dahil tüm şehirler yağmurla daha güzeller.
Fotoğrafın... Yahu gerçekten soruyorum bir kez daha,gerçek misin ? Son günlerde hayran yazılarında sıkça aldığım eleştiri, abarttığım yönünde. Tamam bazen gerçekten abartıyorum ve bunu belirtiyorum ama aslında abartı yok gibi, sanki , dimi ? Yok yok. Ne abartısı ? Göz var nizam var diye bir laf var. Tuba Büyüküstün var, O'nda bu bakışlar ve gülümseme var. Yağmurlu İstanbul sabahında yaşanılası bir hava var.Ve iyi ki bir yerlerde gülümseyen, yaşayan Tuba var...
"Ay büyüdü gecelerce seni beklerim ak gerdanda gül kokulu teni özlerim..."
Tuba Büyüküstün'ü düşünmek... İçtiyseniz bir dağ başının soğuk esen yaz rüzgarında, doğulunun tabiriyle gözeden su,benzeştir, Tuba Büyüküstün'ü düşünmekle gözeden su içmek. Su ilk kez güneşi orda görür. Tertemizdir, dünyayla ilk buluşması ordadır. Berrak, yok denecek kadar saydam ama bir o kadar varlığı bellidir. Dudaklarınızı dokundurduğunuzda yakar. Soğuktan yanmak ? Tezat işte tam bu noktada baş döndürücüdür. Yaz sıcağında soğuk su ile yanmak ! Yine vücudunuza girdiğinde o su ferahlatıcıdır. Zıtlıkların birliğini diyalektik anlatır. Diyalektiği ise Tuba. Tuba'yı ise becerebildiğim kadarıyla ben :)
Yine kar ile teninizin yanacağını biliyormusunuz bilmem ama kar yakar ! Tuba Büyüküstün'ü düşünmekle tezatların ne ilgilisi olduğu meraksa ; merakınızı gidermek için çabam olmaz. Zemheri soğuğunda Erzurum dağlarında at üzerinde birkaç saat geçirdiğinizde teniziniz yanacaktır. Tuba'yı düşünmek zehmeride yanmak , yaz sıcağında soğukla çarpılmak gibi bişeydir.
İnatçıyım ! Tuba'yı yazmak her ne kadar mümkün olmasada, inatçıyım. Belki doğanın en özel anlarında O'na rastladığımdan bahseder, cümlelere dökmeye çalışırım ve elbette Tuba'yı tam anlamıyla yazmayı beceremem ki haşa ! haddime değildir bu ama ipuçları veremem demekte değildir.
Tarih kasım ayının 25'ini gösterir.Hayran mahçup,üzgün ve utangaçtır. Günlerdir yazamamıştır Tuba'ya. İçinde birikmiştir lavlar ve püskürtmelidir.
Bugün özgür düşündü. Ya Tuba'ya rastlarsam diye !! İrkildi. Bu cümleler için alta özgür çiçek demiş olabilir ama aslında hayrandır yazdıran. Nizami yazmış çokça zaman önce, demişki :
" Ey eşsiz güzel !
Sen bir gündüzsün o ise bir yıldız idi ; gündüz olunca yıldız kaybolur.Eğer teşbihi kabul edersen, sen bir sabahsın o ise bir kandil; kandilin sabahtan evvel sönmesi gerekir. Sen bir ışıksın o ise sarhoş bir pervane; ışık gelince pervane yanar gider. Sen bir bahçesin, o ise senden biten bir ot; otun bahçede dökülmesi lazımdır. Sen bir ateş tabiatlısın , o ise bela çeken bir öd ağacı; ateş parlayınca öd ağacı yanar. Eğer gül bahçesinden bir gül uçtu ise gökteki 'nesr-i tair' sana tapar...
Mademki parlak ay duruyor "varsın hilal olmasın" de. Mademki güzellik duruyor, bir "ben" eksilmiş farzet. Eğer Ferhat gitti ise Şirin "var" olsun..."
Diyor Nizami Ferhat ile Şirin'i anlatırken. Kavuşamamanın bu kadar öz anlatılabileceği başka cümleler varmıdır? Ve düşündü hayran. O güneşti, O gül bahçesiydi, O ışıktı sarhoş pervaneyi çeken ama O olmadı hayranın zihninde, "yanyana olabilen".
Hayran kendini bu cümlelerin içinde buldu. Hiç yanyana olamayacağı "gül bahçesi"nde ot olmak istedi. Kuruyup dökülmek pahasına. İstedi hayran sadece. Sadece istedi...
Utandı hayran aralık ayının 4. gününde.Tuba'ya günlerdir yazamadığı , hayranı anlatamadığı için. Yazmak istedi uzun uzun ama gücü yetmedi düşündüklerini kelimelere dökmeye. Af diledi tekrardan, hayranı olunduğundan habersiz olan, hayran olunandan...
Aralık ayının altıncı günü sabaha karşı bir metrobüs istasyonunda otobüs beklerken hayran gökyüzüne baktı. Dünya çok küçük geldi bir an kendisine. Öyleya yıldızları görünce dünyanın küçüklüğü daha iyi anlaşılıyor. Dünya bu kadar küçükse insanın boyutu nedir ? diye sordu anlamsızca kendine. Bir an duraksadı ve vazgeçti bunları düşünmekten. Hayran seslendi içerlerden bir yerlerden. O'nu dinlemek Özgür'ü her zamanki gibi mutlu etti. Çünkü hayran O'na hep Tuba'yı anlatıyordu. Tuba'dan daha mutluluk verici bir konu olabilir mi ?
Asi Dizisi'nin son bölümünde Tuba dizinin jönü ile öpüşüyordu. Düşündü hayran. Medyanın bu kadar önem vermesi, bu konuda bir sürü haber yapmasını anlamsız buldu. Tuba'nın Asi karekteri ile birisiyle dudak teması kurması önemli midir ?
Aslında hayranın içinde kanayan bir yara vardır. Gizlediği, umursamaz göründüğü muhakkak ama ciddi boyutta acılar veren bir yara olduğuda kesin. Hayran her ne kadar Tuba'nın hayatında birilerinin olmasını umursamaz görünsede, bir şekilde bunun öğrenmesi hayranı yaralar ; itiraftır bu. Hayran her ne kadar Tuba ile bir şekilde karşılaşmaktan çekinsede kıskanır O'nu. Tuba'nın her konuda olduğu gibi aşkta da mutlu olması en büyük dileğidir ama az çok tanıdığınız hayran karekteri Tuba'ya kimi yakıştırabilir ki ? Elbette bu güzelliğin farkında olabilecek kimse yoktur hayrana göre. Bu hayranın canını yakar. " Yalnız büyüdüm " diyen Tuba'nın neden yalnız büyüdüğünü en iyi hayran anlar. Ulaşılmaz olmak yalnızlık değildir de nedir ki ? Dünyanın en özel güzeli olmayı Tuba'mı tercih etmiştir sorusu, elbette cevapta hayırı bulacaktır. Ama bu gerçeği değiştirmiyor malesef. Tuba'yı özel yapan bir sebepte bu değil midir ? Dünyanın en özel güzeli olduğunu kendisine söylediğinizde gözlerini büyüterek size garip garip bakacaktır. "Abartıyorsun" bakışıyla " hadi canım sende " diyecektir. Ve oyunculukta başarılı Tuba bunu söylerken rol yapmıyor olacaktır. Çünkü O gerçekten kendisini Dünyanın en özel güzeli olarak görmez aslında. Mütevazilik ! Abartı işte burdadır. Mütevaziliğin abartılı hali...
Aralık ayının 13. gününe başlayan saatlerde şafağın sökmesi gecikir. "Kış sabahları geç geliyor" diye düşündü hayran. Kış değil midir adı kötüye çıkan. Öyleya soğuk onda karanlık ve uzun geceler onda. Kış kötü diye düşündü hayran. Ama kışı yaşamadan baharın tadı çıkmaz diye de düşündü hemen ardından.Acaba züğürt avuntusumu bu düşünce yoksa hayat gerçekten böyle mi ? Ahmet Altan bir kitabında insanları sınıflandırmıştı. Hayat bir çizgi demişti. Bir kısım insanların hayatı kesiksiz çizgidir. Risk yoktur aynı şekil gider demişti. Bir kısım insanların ise kesikli çizgi. Uzun çizgiler sonunda kısa bir çizik. Mutluluk o küçük çiziktedir demişti. Geri kalan kısım zorluklar, mutsuzluklar ama o uzun kesintisiz çizgideyken kısa kesik çizgiyi bekler insan demişti. Tercihler midir sınıf şeklinde şekillendiren hayatı ?
Hayran böyle alakasız düşüncelerdeyken O'nu yine Tuba kurtardı. Tuba kışın soğuk gecelerinde baharın ılık esintisi değilde nedir ki ? Yine uzun kesiksiz çizgilerde, kısa kesik çizginin en doygun ve yoğun yaşandığı düşünceler Tuba'nın var olduğu anlardı. Gelen yorumlar hala hayranın yazdıklarını beğenmekle birlikte abarttığı yönünde. Tamam hayran abartıyor Tuba'ya olan düşüncelerini yazarken : diyelim. Ama kime göre neye göre ? Belki cümleleri okuyanların çoğu abartı olduğu yönünde düşünsede hayran için Tuba'nın ne anlam ifade ettiğini anlamaktan uzaklar. Mecnun'a demişler ki "Leyla güzel ama seni mecnun edecek kadar değil, abartıyorsun " , ve mecnun demiş ki " ah O'nu birde benim gözlerimden görebilseniz". Sanırım bu abartı eleştirilerine cevap olacaktır ki cevaba ne gerek varsa.

Konuya dönecek olursak ki konu bizzat Tuba'nın kendisidir, bu noktada aslında "hayran" anlamsız ve değersizdir.
"Mademki parlak ay duruyor "varsın hilal olmasın" de. Mademki güzellik duruyor, bir "ben" eksilmiş farzet. Eğer Ferhat gitti ise Şirin "var" olsun..." mısralarında bulur hayran kendisini. Gerçekten de dünya üzerinde "güzel" yaşacaksa hayranın varlığının ne önemi var ?
Şairleri kıskandım hep. Kızdım çoğu zaman. Yazmak istediklerimin hepsini yazmışlar diye üzüldüğümü bilirim küçükken. A.Kadir'e kızdım bu gece. Yazmış demişki :
"Sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur, ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım."
Bu dizeleri yazamamış olmak üzdü hayranı. Bu mısraları kalem kağıtla buluşturup Tuba'ya okuyamadığı için üzüldü hayran. Ama istedi hayran ; dalında olmasada zerdali'nin güzelliğinden bişey kaybetmemesini. Dünyanın en tatlı meyvesi olması muhtemel güzelliğin O'ndan hiçbir zaman eksik olmamasını.
Aralık aynın 13. gününde şafak sökerken istedi hayran ; bahar sabahı patlayan bir erik ağacının çiçeğine bakar gibi, bir erik ağacına yaslanıp, gün doğumuna bakar gibi bakmayı ; O'nun gülümseyen yüzünün coğrafyasına...
İstedi hayran ; gülümseyen gözlerinde anlamı bulmayı, anlamlı kılmayı hayatı. Kalanı ? Laf-ü güzaf...
Aralık ayının 21.ci günü sabahın beşidir. Hayran buruk, üzgün ve mahsundur. Dışarıda yağmur, fırtına vardır ama hayranın yüreği kadar dalgalı değildir deniz. Hayran daha bikaç dakika önce Tuba ile ilgili bir haber yayımlamıştır. Tuba'nın İtalyan bir sevgilisi vardır.
Uzun zamandır hayranı anlatmaktayım sizlere. Hayranın nasıl biri olduğunu, Tuba için ne düşündüğü ve hissettiğini az çok anlaşılır hale getirdim.
Bu gece farklı bir gecedir artık. Tuba'nın daha önce de sevgilileri olmuştur ve hayran bunlara üzülsede susmuş ve Tuba'nın mutlu olmasını dilemiştir. Ama İtalyan bir sevgili noktasında hayran derki ; " ben artık susarım..."
Niyet şuydu ki ; bu başlık altında yüzlerce sayfada Tuba'yı anlatmak. Ama Tuba'ya İtalyan Sevgili haberi sonrası Özgür'de ki; hayran Özgür'de değildir artık.
Konuyu daha açmak gerekirse, hayran açısından korkulan olmuştur. Tuba şöhretle birlikte değişmeye başlamıştır. Daha birkaç gün öncesinde "artık hayatımla ilgili kararlar almalıyım " diyen Tuba, geçici olacağı açık olan bir ilişki ile hayranı öldürmüştür. Hayran Tuba'nın güzelliği yanı sıra kalitesine vurgundur. Özel hayatı ile gündeme gelmeyen, gündeme gelmediği gibi kaliteli ilişkiler yaşayan , piyasada olan bir çok ünlünün aksine kendine yakışanla görünen biridir. Tuba aslen Erzurum'lu, aydın bir baba , şeker bir anne tarafından büyütülmüş, sağlam aile yapısıyla birlikte kültürüne bağlı bir prenses (di !)dir. İsmi Helin Avşar, Tuğba Özay gibi isimlerin yanında haber olmaması gerekendir. İtalyan bir garson Tuba'nın hayatında, İtlaya'ya gezme isteğinde orada bulunduğu sırada O'na servis yapma ihtimalinden ileri bir yerde olmamalıdır...
Bir İtalyan garsonla vakit geçiren Tuba için hayran yinede, mutlu olmasını diler ve akabinde der ki " hoşçakal " .
özgür çiçek
Tuba Büyüküstün,Tuba Büyüküstün,Tuba Büyüküstün,tuba buyukustun,tuba buyukustun resimleri,tuba buyukustun haberleri |