12 Eylül'de aldığı mahkûmiyetle hayatının 19 yıl 5 ayım hapiste
geçiren Can, Ergenekon adlı darbeci yapılanma ve son operasyonlar
hakkında Aksiyona konuştu.
- 78'liler olarak Ergenekon Operasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Seçimle değiştirilme imkânı olan bir hükümete karşı kim darbe
yapmaya kalkarsa suç işlemiştir. Yargılanmalıdır. Ama Ergenekon
Operasyonunda gözaltına alınanlar Susurluk'un askerî kolu gibi.
Bunların diğer kurumlar içinde hiç mi uzantısı yok? Olur mu öyle şey!
Bu tip oluşumların aşıl yönelim alanı Güneydoğu. Peki, oradan neden
kimse yok ve oraya dönük ne yapıldı? Bilebildiğim kadarıyla hiç. Bunlar
ordunun komuta kademesiyle işbirliği ve uzlaşma içinde alınıp yargıya
sevk edilenler. Bir de 1 Numara efsane-sidir gidiyor, sahi kim bu?
Bilen biliyor aslında. Savcı da biliyor. Öyleyse neden alınmıyor. Peki,
ya diğerleri kim? Hurşit Tolon ve Şener Eruygur bir yana, diğerleri
nerede? Şimdi bu işin beynine girilmezse, o beyin yaşatılırsa,
topladığın insanlardan hangi itirafı bekliyorsun? Yukarıdaki beyin,
bunların alternatifini koyacak. Bunlar posa diye atıldı bir kenara,
yenileri konuyor. Ben 1 Numaranın Fenerbahçe'deki ofisinde çalıştığını
duyuyorum.
ÖZAL, ERGEN EKON'A 'KATİLLER SÜRÜSÜ' DİYOR
- Son yıllarda, artık itiraflardan değil de delilden suça ulaşma yolu uygulanıyor. Savcı bu stratejiyi deniyor olabilir mi?
Operasyonu yapanlar darbelere kesin karşı çıkmaktan ziyade hesap
yapıyor. Son şûrada kanaatimce Ergenekon'un daha fazla üzerine
gidilmemesi kararı alındı. Gelinen noktada yoldan çıkmış, yozlaşmış,
sapkın bir grup görüntüsü ortaya çıktı. Aslında bu yapılanmanın kökü
tarihin içinde. 1960 ihtilali, Seferberlik Tetkik Kurulunu Özel Harp
Dairesi'ne çevirdi. Kontrgerilla, 70'li yıllar boyunca darbeleri
olgunlaştırdı. 1980 darbesinden sonra Özal'ın kontrgerilla ile bir
toplantısı var. Burada Özal, Güneydoğu sorununun çözümü için getirilen
önerileri duyunca, 'katiller sürüşüdür bu' diyor. Toplantıyı terk
ediyor. Özal, bazı generalleri yanına alarak bir Güneydoğu projesi
geliştirmeye çalışmıştı. Daha sonra Özal, Eşref Bitlis, Bingöl'de bir
general, Tunceli'de bir general, bir albay öldürüldü. Hiçbiri
araştırılmadı. 28 Şubat kadrosu olduğu gibi duruyor. Hrant Dink'in
öldürülmesi ve Şemdinli olaylarına da dokunulmadı. Özel Kuvvetler diye
bir yapılanma var. Ayışığı ve Sarıkız darbe girişimleri oradan çıktı.
Onlara da dokunulmadı.
- Ergenekon terör örgütü operasyonu bekleneni veremedi mi?
Hafife almıyorum. Belki başlangıç olarak ciddiye alıyorum.
Günlükleri yazan nerede yani? Günlüklerin ona ait olduğu kriminal
olarak da ispatlandı. Nerede bu adam? Son 30 yılın cinayetlerinin,
katliamlarının, yargısız infazlarının asıl müsebbiplerine dokunulmadı.
Ahtapotun kollarından bir kısmına dokunuldu. Bunlar da daha çok
devletle ilişkisi olmayan tipler. Emekliye ayrılmış. Rahat durmuyor,
kışkırtıcı bir ortam oluşturmaya çalışıyor. Devam eden bu rejim, 12
Eylül ile son şekli verilmiş bir yapıdır. Ama bu düzenin de kendi
içinde bir yasallığı vardır. Ama bu yasallığa dokunanların da
yargılanmasına karar verildi.
Sarıkız ve Ayışığı darbelerini yapmak isteyenler, ABD izin vermediği
için başarılı olamadı. Biz ABD izin vermediği için darbe yapamayanları
yargılıyoruz. Ama bir de ABD'nin izin verdiği darbeler var. Komuta
kademesinin bizatihi izin verdiği darbeler var. Bunları niye
yargılamıyoruz? Bütün bu söylediklerim hafife alma anlamına mı gelir?
Asla. Bunlar darbe ortamı oluşturmaya çalışmıştır. Ergenekoncular suç
işlemiştir. Ben nasıl suç işlediğimde cezalandırılacaksam, parlamentoya
darbe yapmaya kalkışanlar da cezalandırılmalıdır. Ergenekon davası en
azından bir başlangıç olur. Ama maalesef başlangıç olarak kalıyor. Bir
de sulandırma çabası var. Sisi imiş, Kalkancı imiş...
- Darbelerin tarihine baktığımızda basit senaryolarla bahaneler üreterek yapılmıyor mu?
28 Şubat'ta Susurluk olayı vardı. Orada ilk hatayı Şevket Kazan,
Alevi gafı ile yaptı. Aleviler ayağa kalktı. Sonra Necmettin Erbakan
'faso fiso' dedi. Asker orada uyanıklık yaptı. Susurluk'u tersine
çevirdi. Biz 7-8 yıldır darbe karşıtı kültür oluşturmaya çalışıyoruz.
Anadolu'yu dolaşıyoruz. Sola mal ettik bunu. Bu sene sol 12 Eylül
karşıtlığı yaptı ama biraz yavaşladı. Ergenekon'a gereken önemi
vermedi. Güncelden bir kopma var. Ergenekon'a bakıyorsun. Kim var? Veli
Küçük var. Kanadı kırılmış olsa bile JİTEM'in başındaki biri. Birçok
cinayetin arkasındaki isim. Susurluk'un arkasındaki Abdullah Çatlı'nın
en son konuştuğu insan. Susurluk grubu var. Uyuşturucu kaçakçısı Sami
Hoştan çıkıyor. Arkasından iki general gözaltına alınıyor. Devlet
çekirdeğini oluşturan, onu inşa eden duruşun sahipleri. Bu tür
oluşumlara karşı çıkmak demokrasi içinde yaşamak isteyen her vatandaşın
görevi olmalıdır.
- 78'liler, operasyondan önce Ergenekon'a karsı tavır aldı mı?
Mesela bayrak mitinglerine katılmadık. Onun için de çok ciddi
tepkiler aldık. Bölgelerdeki 78'lileri uyardık. Mitinge katılan kitle
çoğunlukla manipüle edilmiş bir kesim. Hakikaten yaşam tarzlarının
kökten yok edileceğine inandırılmışlar. Mitingler kaba bir ABD
düşmanlığı olarak ortaya çıktı. ABD emperyalizmine karşı çıkmak başka
bir şey, ABD halkını lanetlemek başka bir şey. ABD emperyalizmine karşı
çıkmak demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirilmesiyle
birleştirilemediğinde bu ulusalcılık olur. O dönem semt semt dolaşıp
toplantılar yaparak bayrak mitinglerinin neden yanlış olduğunu,
toplumun birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunu yok edeceğini anlattık.
Ergenekon'un ilk ipuçlarının ortaya çıktığı andan itibaren belki ilk
tavrı alan, bunu sokaklarda çeşitli etkinliklerle geliştiren 78'liler
oldu.
'ERGENEKON HORTLAR!'
- AK Parti hükümetine karşı mısınız, diyalogunuz var mı?
AK Parti'nin ilk dönemlerinde bazı ilişkiler üzerinden yasakların
kaldırılmasını gündeme getirmeye çalıştık. 1982 Anayasası'nda
darbecilerin yargılanmasını yasaklayan 15. maddeyi gündeme getirmek
istedik. Bir türlü başaramadık. Onlar da getirmedi. Bu madde var
oldukça darbeciler yargı kapsamı dışındadır. Ama şu uyanda bulunayım.
AK Parti tasfiye edemezse bu yapı uygun ortam bulduğunda yine hortlar.
Hatırlayın Erbakan'ın 'fasa fiso' söylemini. Ergenekon gözaltına
alınanlardan farklı bir şey. Hükümet, demokrat güçleri ve toplumun
sağduyusunu yanına alıp mücadele etmeli. Böyle yaparsa demokrasinin
önünü açar.
- Ergenekon yapılanmasının tarihî süreç içindeki değişimi nasıl oldu?
Hiçbir darbeye benim darbem iyidir dememeli. 1960 ihtilali seçimle
değiştirilmesi muhtemel bir hükümete karşı yapılmıştır. Menderes ciddi
anlamda yıpranmıştı. Gençlik hareketleri hızlanmıştı. Beklenseydi
seçimlerde oyu azalacak, belki de iktidar olamayacaktı. Darbe ile
alaşağı edilmesi yanlıştı. Alaşağı eden insanlar da bunun bedelini çok
ağır ödediler. Hiç hak etmediğimiz hâlde o yıllarda toplumun geniş
kesimlerindeki antikomünizm nedeniyle solcular ödedik bunun bedelini.
Cumhuriyet kurulurken, Türklük üzerinden modem ulus projesi şeklinde
yapılandırıldı. Tüm siyasal akımlar cumhuriyet eğitiminden geçti.
İsteseler de istemeseler de bu düşünce ve eğitim davranış kalıplarını
ve zihin dünyalarını etkiledi. Bu süreçten dinsel topluluklar da
etkilendi.
- Bazı darbelerin toplumsal kazanından olduğundan bahsediliyor. Tansel Çölaşan, 27 Mayısı savunmuştu. Ne diyorsunuz?
Darbelere kategorik olarak karşı çıkmak gerekir. Siz, onu mahkûm
etmediğiniz takdirde, ayrımsız bir şekilde darbelere karşı çıkma şansım
kaybedersiniz. Ben, 1960 darbesi ile anayasasını birbirinden ayırma
eğilimindeyim. Ama 60 Anayasasını da eleştirerek... Bu anayasa
ihtilalcilerin belki iç çatlaklarının sonucu ortaya çıktı. 27 Mayıs
1960'ta darbe, ordunun alt kesimlerinden geldi. ABD müdahale etti.
Cemal Gürsel üzerinden emir komuta zinciri içinde görüntüsü verildi.
Bir noktada ABD müdahale etti ve darbeci kadro arasında süratli bir
tasfiye oldu. Bu karışıklık içinde dönemin tarihî ve toplumsal
koşullarına uygun bir ana denk geldi. Mesela, o günlerde ABD'de Kennedy
iktidardaydı. Dünyada yumuşama eğilimi vardı. Ortadoğu'da henüz baas
rejimleri tüm gücüyle ortaya çıkmamıştı. Öyle bir ortamda anayasacılar
grubu biraraya geldi. Yaptıkları anayasa asgari düzeyde de olsa
demokratik unsurlar içeriyordu. Ancak bu anayasanın eksiklerini de
görmek geriyor. Millî Güvenlik Konseyi ilk defa bu anayasada yer aldı.
Asker siyasetin içine girdi. 1960 Anayasası'nın 4. maddesi darbecilerin
yargılanmasını engelliyordu. Tabii senatörlük vardı mesela. Senatörlüğe
bir sey diyemem ama darbe yapanlar tabii senatör yapıldı. Bunlar
garabettir. Solcular, Kemalizmin sınırları ile hak ve özgürlükleri
ayırmakta zorlanıyor.
DEVLET ÇEKİRDEĞİ ASKERDİR
- Peki bu demokrasi dışı uygulamaları aydın tabir edilen insanlar nasıl benimsedi?
Türk aydım bunu hep yaptı. Geçmişe bakın, kaç aydın var darbelerin
karşısında duran? Bunun çok derin nedenleri vardır, belki buralardan
başlamalı ama o başka bir çalışmanın konusu. Soruyu biraz somutlarsak
en başta yasalarımız buna uygun. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunu kim
seçiyor? 61 Anayasası'nda kısmen yargı bağımsızlığı ve parti içi
demokrasi vardı ama 1980'de bunlar yok edildi. Millî Güvenlik
Akademisini duyuyoruz. Saygın görünen birçok "allame"nin orada hoca
olduğunu biliyoruz. Ben derin devlet yerine devlet çekirdeği
tanımlamasını kullanıyorum. MGK'da devlet çekirdeği askerdir. Bunların
temayülleri var. Komutanların değişmesi eğilimleri değiştirmiyor. Bir
gelenek yürüyor. Toplumun tüm alanlarını tanımlıyorlar. O alanlarda
uygun gördükleri kişileri eğitip geliştiriyorlar. Onların alanlarında
süratle yükselmesini sağlıyorlar. Toplumun önünde görünür kılıp kritik
dönemlerde bunları kullanıyorlar. YÖK'te bunu yaşadık. Bunları
eğitiyorlar, bunlarla özel ilişkiler geliştiriyorlar. Millî Güvenlik
Akademisi gibi legal kurumlarda eğitip ek imkânlar da oluşturarak.
Bilmediğimiz başka ilişkiler de olabilir. Türk toplumu merkeze göre
şekillenen bir toplumdur. Toplum bu kişileri kanaat önderi kabul edip
oraya yönleniyor.
- Bu mekanizma sürüyor mu? Ergenekon Operasyonu bunu aksatmadı mı?
Hayır, yürüyor. Hiç aksama yok. Bence bir nevi safra temizliği
yapılıyor. Devlet çekirdeği gizli yapılanmalarını yeniden kuruyor.
Hükümet bundan yararlanarak iktidarını sağlamlaştırmayı tercih etti
bence.
- Darbeyi yapan asker, İç Hizmet Kanununun 35. maddesindeki
Cumhuriyet'i koruma ve kollama görevini öne sürer. Bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Şu anda 35. maddeden öte bir durum var. İkili bir devlet yapısı var.
Asıl devlet asker. Millî Güvenlik Kurulu içindeki askeri kadro, görevde
olduğu dönemin devlet çekirdeği. Millî Güvenlik Siyaset Belgeseli adlı
gizli anayasa işlevi gören temel bir iç hukuk metinleri var. Hayatın
her alanına yönelik müdahaleleri, bunun için gizli yönetmelikleri var.
Gizli özel kuvvetler, psikolojik harp ve istihbarat birimleri buna
eslik ediyor. Aynı zamanda tüm özel kuvvetleri sevk ve idare ediyorlar.
MGK'nın Bakanlar Kurulu'na tavsiyeleri öncelikle ele alınıp o
doğrultuda kanun ve kararnameler çıkarılıyor. MGK aynı zamanda anayasal
bir kurum. Zaten 82 Anayasası'nın en belirgin özelliği MGK'yı anayasal
bir kurum olarak merkezine almasıdır. Bir de biçimsel bir çok partili,
anayasal parlamenter düzen var.
Bu temeldeki darbeci-militarist rejimin görünen yüzü. Eskiden buna
Filipin tipi demokrasi, şimdi ise kibarca "kontrollü demokrasi"
deniyor. Şimdi böylesine bütünlüklü bir düzen karsısında 35. maddenin
lafı mı olur! Ayrıca darbe yapmaya gerçekten gerek yoktur, çünkü rejim
kendini "sürekli darbecilik" biçiminde kurmuştur. Gerek toplumsal
muhalefete hiç hayat hakkı tanımamak için kurulan kimi tezgâhların
bumerang gibi ters tepmesi, gerekse inanılmaz bir darbe yapma ve güç
olma hırsı "kontrollü demokrasi " ile yetinmemeyi getiriyor. Mevcut
süreçte çözüm, ne yapıp edip Cumhuriyet'i demokrasi ile tamamlamaktır.
Darbe yapmakla vatanı kurtarmak ve vatanseverlik arasında hiçbir ilişki
yoktur, tam aksine vatan hainliği arasında ilişki vardır.
- 78'liler içinde darbecilerle işbirliği yapanlar oldu mu?
Olmaz olurumu? Darbe bizim kuşağı biçti. Sağıyla soluyla 5 bin genç
öldürüldü 70'li yıllarda. ABD tüm 70'li yıllar boyunca Türkiye'yi
istikrarsızlaştırma siyaseti izledi. Amaç umut dolu, geleceğini kendi
elleriyle kuracağına inan bir toplumsal realiteyi tasfiye etmekti.
Ülkücü gençler yükselen sol harekete ve toplumsal muhalefete
saldırtıldı. Yetmedi. MHP içinden devşirilen bir grup Gladio
karargâhlarında eğitildi. Çatlı'lardı bunlar. Sonra kitle katliamları.
Görüntü ülkücü-devrimci çatışması. Bakıyorsun 1977'nin kanlı 1
Mayıs'ını örgütleyen Mehmet Eymür, Hiram Abas, Nuri Gündeş, o dönemin
Genelkurmay Özel Kalem Müdürü Orhan Kilercioğlu. Büyük işadamları da
var. Sonrası var: 16 Mart katliamı, Ankara Balgat ve Bahçelievler
katliamları, Maraş, Corum katliamları... Türkiye bunların hiçbirinin
hesabını vermedi ve hiçbiriyle yüzleşmedi. Asıl suçlular da hiçbir
zaman ortaya çıkmadı.
- Bütün yaşananlardan çıkardığınız dersler neler?
Geçmişle bir şekilde yüzleşmek ve hesaplaşmak gerekiyor. Sağlıklı
bir demokrasi ancak bu yolla olur. Çok kan döktük. Her tarafımız yara
bere içinde. Artık yaralarımızı hep beraber adalet duygusuyla sarmanın,
bansın, kardeşliğin zamanıdır.